Sonbahar da KAFKA OKUR bir b(AŞK)adır.

0
324

kafkasonbaharSonbahar da KAFKA OKUR bir b(AŞK)adır.
Özdemir Asaf ne güzel  diyordu “En sevdiğim mevsime geldik, Yapraklar sararacak, gök gürültülü yağmurlar yağacak, Sonbahar hüzündür. Hüzün ise BEN DEMEKTİR.”
KAFKA OKUR  da ise sonbahar hüznü OĞUZ ATAY DEMEKTİR. Sonbahar ve hüzün demişken OĞUZ ATAY’ ı karşımızda bulmak hüznün sevindirici hali olmalı.

Anahtar kelime TUTUNAMAYANLAR evet evet bunu duyduğumuz an da tüylerimiz ürperir  ve içimize kocaman bir yalnızlık çöker. Öyle bir yalnızlık ki yüreğimize selam sabah vermeden merhaba demeden taş gibi oturur. Oğuz Atay’ ın yalnız dokunuşları ile yoğurduğu hayatına dokunma istediği onun hayatı anlatan satırları okurken içimize doğar. Onu yeniden doğurma ve yaşatma isteği işte o satıra dokunduğumuz an dan  sonra şiddetli bir harekete geçme halini alır. Onu isteyeceksiniz saf halini saf yalnız insan hali Oğuz Atay’ ı isteyeceksiniz.

“DAĞILIN! KUKLA OYNATMIYORUZ BURADA. ACI ÇEKİYORUZ!”

Bulanıklaşan ekrandan bir anda günümüze dönüyoruz. Ocakta fokurdayan kahvemizi alıp Ece Temelkuran’ın karşısına kıvrılıyoruz. Oğuz Atay’ı onun bakış açısı ile yeniden keşif ediyoruz. Bu hüzünlü sohbet yüreklerimizi ısıtıyor. Buna hüznün sıcak sohbeti diyoruz.

Acılar dağılmıyor ve hüzünde tabiî ki ama sadece birkaç saniye içinde Zeynep Zilan Kezer ile  sonbahar da ağaç olmak istiyoruz.  “Bir ağaç olsaydım, kökü siz olurdunuz.. Kızıl kahveye çalan yapraklarım, Nisanda güz rengi bir gölge olur ve dallarım kırmızı heceler dökerdi…” Kim bilir belki ilk hecesi OĞUZ olurdu.

Bu mevsimde ağaçlar eksik kalır. Dökülen yaprakları ile eksik ve çırılçıplak kalakalır. Bu eksikliği fazlalığa çeviren Ezgi Ayvalı  ne güzel de anlatıyor. Eksikliğe ile fazlalaşmayı çoğalıp çoşmayı yaşamayı  “EN SEVDİĞİM” hikayesi ile ne güzel anlatıyor.

Bir çift siyah içi yakan, ısıtan, neşe veren bir çift siyah göz bakıyor. Gözlerinde Güneş Tutulması ile Türkan Şoray’a bir kez daha  tutuluyoruz.  Bu satırlarda eteklerimize sonbaharın dökülen tüm yapraklarını topluyoruz.

Ve yeniden güneşle dans etmemi istiyor zaman.. Esra Pulak  çoşku ile bizi sonbahar dansına çağırıyor.

Yarın İntihar Ettim, Dün Aşık Olacağım diyen Dilan Bozyel ile selamlaşınca bu uzun bir selam olsun istiyor ve kalıyorum.  “Kuş uçsun Füruğ, sen onu boş ver; biz az daha sabredelim Nilgün” diyor ve muazzam derinlikte onunla kalmamı istiyor. Kalıyorum.

Ex Libris, kaleme, kitaba , yazara değer veren, aidiyet duygusu veren kitabı özelleştiren bu harika oluşumla sonbahar da yaşama da izler bırakmayı öğreniyoruz.

Pencerenin perdesini havalandıran Kâmuran önce güldürüyorsun bizi sonra sonbaharın hüznü ile uğurluyorsun bizi yapma be Kâmuran sana yapmasınlar perdeni sana seni perdene sarsınlar…

“Öyle bir hayal ecesisin ki, her yer sensin. Usul usul dökülen mimozalar, azalan limon çiçekleri, ayaklanan hanımeliler, deniz yaprakları, gülen güneşler, rayiha bahçeleri, bulutlu rüzgârlar… Tanrı da senin gibi var oluyor dünyada. ” diyen “Erbaş” le sonbahar ile ilkbaharı buluşturuyoruz. İmkansız aşkın iki tarafı belki de ilk defa yeni bir mevsimde var oluyorlar dünyada..

Buket Uzenir’i  dünyasına girmek bizi bu mevsimde renklendiriyor.  Zihninizi iyi kitaplarla besleyin derken her yanımızı sıcacık şefkati sarıyor.

Yola bakıyoruz, yolda bize bakıyor. Sonra Selcan Aydın diyor ki “Sonra anlıyorsun ki asıl mesele yoldan gittiğinden ziyade yan koltuğunda kimin oturduğunu seçmekten ibaret. Sana yaşamayı sevdirecek basit soru cümlesini duymak istiyorsun. Her şey yolunda mı?” Kendisine sesleniyorum. Her şey yolunda gidiyor barış içinde barışa gidiyor…  Yolun bu cümleleri ona fısıldadığından emin bir şekilde devam ediyorum sonbaharın yapraklarını çevirmeye…

Dea’ya Mektup 2 ile kala kalıyorum. Belki de yolun ortasında. Ne içten bir mektup ne yakın ne soğuk tam ortada bir mektup. Nur Neşe Şahin’e kitlenip kalıyorum. Onun Dea’sına bizim dea’larımıza kitlenip kalıyorum. Bu yaprak ne yeşil ne sarı kıpkırmızı elimi yakıyor. Dea beni yakıyor kırmızısı ile…

Kırmızı elimize değmişken Mark Rothko ile tokalaşıyoruz. Kırmızımız onun kırmızısı ile harmanlanıp tablolarına bulaşıyor ve resimlerinden bir hayat doğuyor yine sonbahar hüznünün tam ortasına…
Sonra  sevgiliyi düşünüyorum. Düşündürtüyor bana Tek Kişilik Tragedya öyle  ki Yürüyorum, yürüyorum, yürüyorum ama gidemiyorum. Perdeyi kapamak istemiyorum ama kapatıyorlar savruluyorum…
Herkes Dışarı! Diye bağırıyor Yusuf Çopur sanırım sonbahar’ın kapısını gösteriyor. Ama gitmek için erken diyorlar. Bekliyorum beklemek için direniyorum. Ve kendimi  bir rüya hali içinde buluyorum.

Rüyanın Öte Yakası ile rüyaya uyanıyorum. İnsan kendini yalnızca insanda tanır ‘ der Goethe ve burada kendimizi tanıyoruz. Tanıyorum ve sende tanımalısın. Sonbahar bitmeden kendini bu satırlarda bulup sarıp sarmalamalısın.

Fatih Yalçın, bu hüzünlü mevsimden “Dışarıda son, içimde başlangıç” diyerek uğurluyor.
Temizlik İşleri son kez bize bakıyor. Biz ona bakıp garip hikayenin içinde kendimizi sokakta vitrinlerde muhasebeci bir kız ararken buluyoruz.

Şimdi tam şu an da başı boş kaldırımlar arşınlanmak için bizi bekliyor. Böylesine sonbahar doluyken yüreğimiz savrulmayı bekler bedenlerimiz…

Keyifli Okumalar
Bahar Baltacı