Yusuf Atılgan’nın Aylak Adam’ı

0
268

Yusuf Atılgan ile tanıştığım ilk kitabı AYLAK ADAM!
İnsanın içindeki boşluğa inen, oradaki bizi keşif etmemizi sağlayan, tek olanın getirdiği tek düzeni ve bu düzenin yöneticisinin olanın , kendinin dışarıya karşı verdiği tutum ve davranışları Bay C. nin yaşam alanından okuyucusuna sunuyor.

Bay C. diyor ki “Tutunacak bir şey olmadı mı insan yuvarlanır.”
Hepimizin aradığı şeyi arıyor aslında, sevgiyi yaşayacağı, birlikte düşüneceği ve onun iç sesini duyabilecek birini aramaya tutunuyor. Biliyor gelmeyeceğini o yüzden Bayan B. ile karşılaşsa öyküsünün biteceğine inanıyor. İhtimaller içinde yüzüyor. Tıpkı bizler gibi. Bir ihtimal başka bir ihtimali doğuruyor. Ve elediğimiz ihtimalleri söylüyor. Tutunamadıklarımızı yani. Tercih etmediklerimizin üzerine düşünmemizi istiyor. Sadece tutunduklarımızı değil tutunamadıklarımızın üzerine düşünmemizi.

Aslında Bay C. sıradanlığa, tek düzene, alışılmışa, yaşamın kuralcı duvarlarına, kolaycılığa karşı duran bir adamın hikayesidir. Bu adamlardan biri belki de sizsinizdir. Ya da bu kadınlardan biri de olabilirsiniz. Aylak Adam zor bir karakter onun yaşamı da zor ve onu anlamanız zor olabilir ama bu romanda yalnızlığın inine ineceğiniz için bir parçasını anlamış olacağınıza inanıyorum.

Türk Edebiyatının zamanında anlaşılmamış yazarlarından biri olan Yusuf Atılgan, artık yavaş yavaş anlaşılmaya başlanması sevindirici. Tıpkı Sabahattin Ali’nin yıllar sonra değerinin bilinmesi gibi.

Belli çok düşünmüş beni. Anlamış. Ama anlayamadığı bir şey yok mu, benim bile anlayamadığım? “annem diyorki…” gibi gitme kal dediğimde “bugün olmaz” demesi gibi… Bugünün çok uzun olduğunu bilmiyor mu?
-Ya sen? diye sordu. Görmeyeli neler yapıyorsun?
Artık utanmıyordu. Söyleyebilirdi.
-Ben çoğu geceler içiyorum, dedi. Şakağımdaki ağrıyı duymamak için, iştah açmak için falan diyorum ama değil. Bir çeşit umutsuzluktan kurtulmak için içiyorum. Belki kendi kendimden. İki çeşit içen vardır. Biri, benim gibi, kurtuluşu içkiden beklemenin utancıyla içer. Bir de şu çevredekilere bak. Bunlar neden içiyorlar? Toplum içinde yaşamanın baskısını, yükünü hafifletmek için. Çekinmeden bağırmak, yüksek sesle gülmek için. Dışarıda bağırmak, kahkaha atmak yasaktır. Sokakta hiç gülememek için burada gülerler. Böyleleri az içer. Ya ben? İçiyorum da kurtulabiliyor muyum? Belki yalnız baş ağrısından…
Dünyada hepimiz sallantılı, korkuluksuz bir köprüde yürür gibiyiz. Tutunacak bir şey olmadı mı insan yuvarlanır. Tramvaylardaki tutamaklar gibi. Uzanır tutunurlar. Kimi zenginliğine tutunur; kimi müdürlüğüne; kimi işine, sanatına. Çocuklarına tutunanlar vardır. Herkes kendi tutamağının en iyi, en yüksek olduğuna inanır. Gülünçlüğünü fark etmez.

Keyifle Kalın
Bahar Baltacı