Heba olmakta senin elinde Heba olmamak da senin elinde

0
298

Heba olmakta senin elinde Heba olmamak da senin elinde…
Hasan Ali Toptaş’ın hangi kitabını elime alırsam alayım, elimde değil onu yüceltmeden duramıyorum. Çünkü o kelimeleri, kurguları sadece kağıt üzerine yazmıyor. O İnsanın beynine ruhuna hece hece yazıyor. Tıpkı HEBA gibi…

Adsz

HEBA, insanı yakıp ,yıkan, savuran bir Hasan Ali Toptaş kitabıdır. Dürüst olmak gerekirse bana göre heba bir insanın heba olan ömrüne soğuk kanlılıkla tanıklık etmesidir.

Romanın betimlemesi, kurgusu, mekanları ve insanları anlatışı sıra dışı öyle ki roman rüyaya ile başlayıp gerçeğe dönüşüyor ve sonra yine rüyaya ve yine gerçeğe dönüşüp dururken tam olarak hangisi gerçek hangisi rüya bilemeden silik bir çizgi üzerinde okuyucusunu ilerletiyor.

HEBA ‘nın ana karakteri Ziya’nın duyarlılığını, hüznünü, insanlığını, sevinçlerini insan üzerinde hissediyor. Ya da aynı hisseleri bir yerlerde gördüğünü hatırlıyor ve daha çok Ziyaya sarılıyor. Tıpkı kendine sarılır gibi, tıpkı dostuna sarılır gibi…

Sizlere defalarca söylediğim gibi insan hep gitmek ister , her zaman sonsuz mutluluğa erişeceğine inandığı hayal ettiği bir yere gitmek ister. İşte Ziya da öyleydi. Hep gitmek istediği köye, köylülere ve yemyeşil doğaya gitti ve sonunu orada bir ağacın altına bıraktı…

Hayatta herkesin heba ettiği şeyler var. Anahtar sahibinin heba ettiği yılları, Acıpayamlı Hayati’ nin vatanı için verdiği canının hebası, Kenan’ın sevdiği kadın için heba ettiği zürriyetsizliği var, Numan’ın bencilliğini heba ettirdiği hayatlar var, bir Ziya var mesela hayatındaki her şeyin heba olduğu belki sizin de hebalarınız bu romanın içinde vardır. Belki de sizin hebalarınız sizin içinizdedir. Gün ışığını görmeyi bekleyen hebalarınızı karanlıklarda heba etmeyin… Çünkü heba veba gibidir. Fark edilmezse sessizce öldürür…

Heba ‘yı bitir bitirmez kendimi sokaklara attım. Hayatlar öylece ortalıklarda gezinip duruyor. Peynir ekmek gibi harcanan hayatları seyrettim. Ya da çocukların inadına nasıl keyfini sürdükleri hayatlarını seyrettim. Usulca sesim çıkmadan yaşlanan ömürlerin ah keşkelerine kulak kabarttım. Ne diyorum biliyor musunuz? Hayat elimizde kayıp gidiyor. Ve sanırım heba olmaya aday nice günlerimizi kapılarımızın önünde ayazda bırakıyoruz. Bunu çok zaman sonra anlayıp içeri almaya çalışacağız ama onlar soğuktan ölmüş olacak işte sırf bu yüzden kapılarımı ardına kadar kapattım. Bir tane bile heba ettiğim gün, insan, nefes, acı, sevinç kalmasın diye. Çünkü hayat israfı da sevmez…

Satır aralarından…
-Gerçek fazlasıyla hissedildiğinde insana her vakit gerçek değilmiş gibi gelir, diye cevap verdi Resul de; bunda şaşılacak bir şey yok.
-Ben hayatın uzak ve yorucu bir köşesine hızla gidip gelmiş gibi oldum bir bakıma. Ardından da tuttum, zaman denen büyük silginin himmetine sığındım.
-Sen şehir insanısın, bu sebeple dişlerin zamanla körelir burada.
-Çünkü insanoğlu dişlerini kendi benzerinde biler.
Keyifle Kalın
Bahar Baltacı