Sabahattin Ali ülkemizin erken kaybettiği geç bulduğu yazarlarımızdan biridir.
Kürk Mantolu Madonna da ki Raifi ve İçimizdeki Şeytandaki Ömeri ile yaratmış olduğu karakterleri okuyucusunun hafızasına tükenmez kalem ile kazır.

İçimizdeki Şeytan kendimizin ve çevremizin aynaya yansıması ve bizim bunları görmemizdir. Bir öz eleştiri kitabıdır. Sabahattin Alinin çığlığıdır.

Dünden bugüne körü körüne bağlanılan ve bağlanılmaya devam eden çoğunun mahiyetini bile anlamadan savunduğumuz ideolojilerin (Solcu, sağcı, komünist, ateist, realist, demokrat, milletçi, laik ve daha nicesi) yaşamımızdaki , yaşamlarımızdaki insanlara irili ufaklı etkilerini anlatmaktadır. Çoğu zaman bağırmaktadır. Duymayan kalmasın diye.

Dürüst olmak gerekirse kitap en çok siyaset konusunda beni can evimden vurdu ve yakaladı. Uzun zamandır Türkiye ve dünya siyaseti hakkında düşündüğüm uykumatik diye adlandırdığım yeni nesli birebir kitap da gördüm demek doğru olacaktır.

Günümüzde anlamını ve amacını tamamen yitirmiş ideolojilerin adı altında toplatılan insanların , şakşakçı, ezberci, şiddetçi her an suç işleme hazır hale gelmesi ile hayatlarını ve hayatları nasıl mahvettiklerini seyredecekseniz.

Karakterler o kadar keskin çizgilerle çizilmiş ki onları anlamamak imkansız gibi. Ve karakterler iç içe geçmiş hepsi bir birini etkileyebiliyor. Ömer, Macide ve Bedri unutulmaz arasına girecek olan 3 sağlam karakter.

Sessiz çığlıkların insan ilişkilerinde açmış olduğu uzun ve kapanmaz mesafelerine siz bile şaşıracaksınız.

Romandan bir kaç satır arasını sizlerle paylaşacağım. Ama o zaman da Sabahattin Aliye haksızlık edeceğim. Çünkü onun kitapları bir kaç satırdan ibaret değil ki, her satırı altın değerindedir. Her satırı yaşamınıza zımbalanır sizi asla bırakmaz…

Şehir yapışır üstüne, gözeneklerini kapatır ruhun ve hava alamayan ruh çürümeye ve kokmaya başlar. Konuşmalar, bakışmalar anlamsızlaşır. Çevrendekiler “Karanlık ve karışık olmak suretiyle derin ve manalı görünmek hilesine başvurur.” Sense onları yadırgarken aynadaki aksine sinirleniyorsundur.
****
Bazen kendini kulvarında sıkışmış hissedersin, hareket edecek yerinin kalmadığını düşünür ve yüreğinde durmaksızın şişmekte olan baloncuğu nasıl patlatacağını bilemediğin için nefes almakta zorlanırsın. Uyandığın gökyüzüne bağırırsın, dokunduğun duvarları yumruklarsın, konuştuğun aynaları kirletirsin…
****
Ve Ah! dersin. Yüce şehir, kelepçelerimi aç da gideyim. Mutsuzum seninle ve sendekilerle. Ruhumu, aşkımı, bedenimi, benliğimi yeterince kirlettin, artık bırak beni ki arınayım, ben olayım, ben olmuşlarla?. Şehir masumca gülümser sadece ve ellerini gösterir sana. Ne kelepçe vardır ne pranga. Sen sana bakarsın ve ?Açmayacak bağlarımı, bırakmayacak beni? dersin. Umutsuzca zindana girip kapatırsın kapını ve kilitli bile olamayan kapının açılacağı ve bağlı olmayan bileklerinin serbest bırakılacağı günü beklemeye devam edersin.

İyi Bayramlar 🙂
Bahar Baltacı