Georges Perec bir kitap yazdı. Hem onun dünyası hem de okuyanın dünyası değişti. UYUYAN ADAM!

Öncelikle Perec’ in hayatında geçtiği yolları bir görelim. Polonya asıllı yazar, Yahudi kökenlidir. II. Dünya savaşında Fransa ordusunda olan babası cephede ölmüştür. Annesi Nazi toplama kampında Naziler tarafından öldürülmüştür. Onun benliği bu acılar ile örülmüştür.

Anlatım tarzı ile beni kendine hayran bırakan yazar, bana ne çok şeyi kaçırdığımı defalarca söylettirmesi ile hafızamda altın harflerle kazılı kalan yazarlardan bir tanesidir.

Bu kitap bir hipnoz seansı, bir şok makinası, derin uykulardan uyandıran bir çığlık, bedeninizi var gücüyle silkeleyen bir deprem bir uyarıcı niteliğindedir.
Perec , kaderciliği, eylemi ve eylemsizliği, anlamları ve anlamsızlıkları, sürü psikolojisi, toplum baskısının insan üzerindeki etkilerini anlatmaktadır.Atılan her adımın toplum tarafından önceden bilindiğine değinir. Hangi okula gideceğimize, nasıl konuşmamız gerektiğini, kiminle evleneceğimize, meslek seçimimiz dahil her şeyi hatta nasıl ölebileceğimiz bile belirlenmiştir. İşte bunu sosyal intihar olarak tanımlamaktadır. Özünde topluma ayak uydurmanın insanın hayatındaki silikleşmeyi işaret ettiğini vurgulamaktadır.

Uzun zamandır yalnızlığı bu kadar farklı anlatan bir yazar tanımamıştım. Yeni bağımlılığım hayırlı uğurlu olsun. Çünkü bu adam beni kendine hayran bıraktı. Ve tüm kitaplarındaki cümleleri noktasına kadar merak ediyorum. Delilik bu!

Kitabın otobiyografik olup olmadığı tartışması hala sürmeye devam ederken, bu benzersiz anlatıma sahip yazarın eline kimsenin su dökemeyeceği aşikardır.

Altını çizdiğim defalarca okuduğum ne çok satır vardı. Her biri benim içim elmas niteliğindedir. Ama size kitaptan bir parça sunmak istiyorum. Çok gibi görünse de bu paragraf size yetmeyecektir. Emin olabilirsiniz.
Keşke insan türüne ait olmak, o dayanılmaz ve sağır edici gürültüyü de beraberinde getirmeseydi; keşke hayvanlar aleminden çıkıp aşılan o birkaç gülünç adımın bedeli, sözcüklerin, büyük tasarıların, büyük atılımların o dinmek bitmeyen hazımsızlığı olmasaydı!
Yaşam denen bu kazan, bu fırın, bu ızgara, bu milyarlarca yıllık kışkırtma, tembih, coşkunluk, bu bitmek bilmeyen baskı ortamı, bu sonsuz üretme, ezme, yutma, engelleri aşma, durmadan ve yeniden başlatma makinesi, senin değersiz varoluşunun her gününü, her saatini yönetmek isteyen bir yumuşak dehşet.

***
Roller hazır, etiketler de. Bebekliğindeki oturaktan yaşlılığındaki tekerlekli sandalyeye varana kadar oturulacak tüm yerler orada durmuş sıralarını bekliyorlar. Serüvenlerin öyle iyi betimlenmişler ki, en şiddetli isyan bile kimsenin kılını kıpırdatmayacaktır.

Keyifle Kalın
Bahar Baltacı